Ayşenur Asuman UĞUR | Official Website

Ayna Ayna Söyle Bana Yoksa Ben Dismorfik miyim?…

Ayna Ayna Söyle Bana Yoksa Ben Dismorfik miyim?…
17 Mayıs 2017 - 13:20 'de eklendi ve 37 kez görüntülendi.

Dismorfofobi olarak da bilinen beden dismorfik bozukluğu, dünya çapında sıkça görülen şiddetli bir zihinsel rahatsızlıktır. Gerçekte normal görünmelerine rağmen, çirkin olduklarına inanırlar. Bu rahatsızlığı yaşayanlar çalışma ve sosyalleşmeyi bırakabilir, eve kapanabilir ve hatta intiharı bile düşünebilirler.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoterapist Mehmet Başkak, halk arasında ‘ayna hastalığı’ olarak bilinen dismorfofobi hakkında önemli bilgiler verdi:

ÇİRKİN, DEFORME, İĞRENÇ BİR CANAVAR GİBİ…

“Dismorfofobik bir insan, herhangi bir organının şeklini, görünümünü kafaya takmıştır, kendini beğenmez, çirkin olduğunu düşünür. Herkes normal olduğunu söylese de o rahatsızdır, yine de çirkin olduğunu düşünür. Estetikçilere gitse de on defa operasyon geçirse de görünümünden memnun değildir. Günlük meselelerin ortasında, sohbetler sırasında, masada otururken, okurken; aslında her yerde ve günün her saatinde, çirkinlik korkusu ile gerçekten mutsuz olan kişidir.

Hafif bir fiziksel anormallik varsa, kişinin kaygısı aşırı boyutlara ulaşır. Bu kaygı, sosyal, mesleki veya diğer önemli alanlarda klinik olarak önemli derecede sıkıntı veya işlev bozukluklarına neden olur.

Dismorfofobik kişiler, algılanan görünüm kusurunun asgari olması veya herhangi bir görünüm kusuru olmaması durumunda bile, nasıl göründükleri konusunda yanlış düşünürler. Kendilerini çirkin veya deforme, hatta iğrenç bir canavar gibi görüyor olabilirler. Endişeler genellikle yüze veya kafaya odaklanır. Görünüş kaygısını kontrol etmek veya bu kaygıya direnmek zordur. Bu bireyin hayatından ortalama günde 3 – 8 saat çalar. Bu kaygılar genellikle reddedilme korkusu ve düşük benlik saygısı, utanç, değersizlik ve sevimsiz olma duyguları ile ilişkilendirilir.

Buna ek olarak, çoğu hasta, başkalarının onların sahip olduğu kusura bakarak, söz konusu kusur hakkında konuşarak ya da alay ederek, kendisini çirkin buldukları algısına sahiptir.

GÜNDE BİR KAÇ SAAT SÜRER

Çoğu hasta, tekrarlayan kompülsif davranışlar sergiler. Yaygın davranışlar arasında ayna kontrolü, başkalarıyla karşılaştırma, aşırı bakım (makyaj, saç şekillendirme), kamuflaj (şapka, giysi veya makyaj), sık giysi değiştirme, güvence arama, deri soyma ve diyet yapma vardır. Bu davranışlar günde bir kaç saat sürer ve kontrol etmesi zordur.

Mesela, tamamen ince olduğu halde, yarım beden daha zayıflamam lazım diyerek sürekli arayış içinde olabilir. Burnunun şeklini, başkalarının burnuyla kıyaslaması saatler sürebilir. Çenesi ile uğraşabilir…

ERKEN ERGENLİK ÇAĞINDA BAŞLAR

Çocukluk çağında da temelleri oluşabilmekle birlikte dismorfofobi genellikle erken ergenlik çağında, ergenlik sorunlarıyla birlikte kendini gösterebilir. Ergenlikte genellikle kişilerin kendi görünümleriyle fazla ilgilenmeleri, bir sivilceyi, burnunu ya da bir başka fiziksel unsuru çirkin bulmaları, bunu aşırı önemsemeleri çokça rastlanan bir durum dönemsel bir özelliktir. Bununla birlikte beğenilme, önemsenme, kabul görme konusunda aşırı sorun yaşayanlar, benlik saygısı ve güven problemi yaşayanlarda bu sorunun fiziksel bir unsurla bağdaştırılmasıyla birlikte ergenlik dönemi geçse dahi söz konusu fiziksel kusur algısı kalıcı olabilir, bu takıntı haline gelebilir.

Ergenlik çağında bu duruma dikkat etmek, bu dönemde sorunun aslında fizikselden çok psikolojik olduğunu tesbit etmek, kişinin yetişkinlikte dismorfofobiden muzdarip olmasının önüne geçebilir.

ESTETİKÇİDEN ÖNCE RUH DOKTORUNA GİDİN

Estetik cerhhaninin oldukça yaygınlaştığı ve estetik operasyonların giderek daha normal kabul edildiği günümüzde dismorfofobi tanısı koymak zor olabilir, çünkü birçok hasta, basitçe daha düzgün bir görünüm için estetiğe müracaat ediyor havasındadır. Endişelerinin boşa çıkarılmasından korkarak semptomlarını söylemekten çekinirler. Fakat estetik hekimleri bunlara en uygun operasyonu gerçekleştirse bile, asla mutlu olmaz ve şikayete devam ederler, bunun üzerine genellikle psikiyatra/psikoloğa yönlendirilirler.

  • Rahatsız olduğunuz fiziksel durumu sürekli düşünüyor, hep başkalarıyla kıyaslıyor ve mutsuz mu oluyorsunuz?
  • Beğenilmediğiniz, çok çirkin göründüğünüz düşüncesi sürekli tekrarlayan düşüncelere mi dönüşmüş durumda?
  • Herkesin sizin o çirkin bulduğunuz organınızı görüp, ona dikkat ettiğini ve sizi o görünümden dolayı çok çirkin bulduğunu mu düşünüyorsunuz?
  • Görünüşünüzü ya da bir uzvunuzu sürekli gizleme eğiliminde misiniz, insanlar görecek diye iletişim kurmaktan hep kaçınıyor musunuz?
  • Görünüşünüzle ilgili bu endişenizin, hayatınız üzerinde etkisi var mı? Eğer varsa: Sosyal hayatınızı, okul çalışmanızı, iş hayatınızı, veya hayatınızın diğer yönlerini önemli ölçüde olumsuz etkiledi mi?

Görünümünüzden herhangi bir şekilde endişe duyuyorsanız ve sürekli zihniniz bu endişeyle meşgulse ve oldukça uzun zamandır bu endişlere sahipseniz; bu durumlara benzer özelliklere sahip olanların bir estetikçiden önce bir ruh sağlığı profesyoneline ihtiyacı vardır, çünkü sorun psikolojiktir. Düzeltilmesi gereken bir organa en iyi estetik müdahale yapılsa bile, sorun devam edebilecektir.

TEDAVİSİ VAR MI?

Dismorfofobik bireylerin sınırlı sayıda arkadaşı olabilir ya da hiç arkadaşı olmayabilir ve ilişkiden ve diğer sosyal etkileşimlerden uzak dururlar. Alışılmadık derecede yüksek stres yaşarlar ve yaşam kaliteleri belirgin derecede düşüktür. Çoğu hasta da akademik, mesleki kariyerlerinde veya rol işlevlerinde bozukluklar gösterir. Yukarıdaki kriterlerin birkaç tanesini taşıyan birinin estetikçiden evvel, bir psikoloğa ihtiyacı olduğunu kabul etmesi gerekiyor.

Dismorfofobik hastaların çoğunluğu, cerrahi tedavi istemekte diretiyor. Umutsuzluk içinde olan bazıları kendi ameliyatlarını bile yapma girişiminde bulunabiliyor (örneğin zımba teli ile yüz gerdirme girişiminde bulunmak gibi). Vasıfsız kişilere merdiven altı sözde estetikçilere müracaat edebiliyor. Tedavi şekillerinden memnun olmayan bazı hastalar intihar riskine kadar yüksek düzeyde psikolojik sorunlar yaşayabiliyor ya da doktora karşı şiddet gösterebiliyor.

Genellikle kişinin yaşadığı sorunun psikolojik arka planına bağlı olarak tedavisi uzun ya da kısa sürebiliyor. Uzmanın uygun görmesine bağlı olarak ilaç tedavisi ve eşlik eden psikoterapiler belli bir süreçte kişilerin huzuru bulmasını sağlayabilmekte. Bilişsel davranışçı terapi ve buna eşlik eden hipnoterapi desteği bu tür hastalara ciddi faydalar sağlayabilmektedir. Tedavi sürecinin bir estetik müdahaleden önce psikolojik zeminde gerçekleşmesi şarttır ve psikolojik tedavide, iyileşme şansı her zaman yüksektir.

SON HABERLER
İLGİLİ HABERLER